Polonyalı atrenör MIKE KRZYZEWSKI

Adını söylemesi çok zor olan Koç “K “ Polonya’dan Amerika’ya göç eden bir ailenin oğlu, uzun süredir “DUKE” üniversitesinin antrenörlüğünü yapıyor. Koç “K” belki birçok NCAA finaline ve şampiyonluğuna adını yazdırmış ancak onu diğer şampiyon koçlardan farklı kılan özelliği Amerikan Milli Takım antrenörlüğünü yapması.

Belki bazılarınız bilir, Amerikalılar için ülkesini temsil edebilmek veya başka bir değişle milli takım kadrosuna girebilmek çok ama çok önemlidir. Amerikalılar rakip ne kadar zayıf olursa olsun her hangi bir milli maçı kazandıktan sonra şampiyon olmuş kadar sevinirler, çünkü milli forma altında maç kazanmak onlar için hiçbir zaman unutulmayacak bir hatıradır.

Koç Krzyzewski, öfkesini kontrol edemeyen ve sahaya sandalye atarak ününe ün katan meşhur antrenör Boby Knight’ın iyi arkadaşı, Knight Amerikan milli takım antrenörüyken koç “K” bir dönem onun yardımcılığını yapmış.

Ardan yıllar geçtikten sonra Mike Krzyewski A.B.D Milli takım antrenörlüğüne gelmiş. Ve ilk telefonu Boby Knight’tan almış, Koç K bu telefon konuşmasının, hem kendisi hem de diğer antrenörler için çok önemli bir ders olduğunu söylüyor.

Kendisi gibi, 20 yaş civarındaki kolej oyuncularını çalıştıran Knight, Wade, Kobe, Lebron gibi oyuculara koçluk yapacak olan arkadaşı Koç Krzyzewski’ye; “Unutma” demiş,” belki çalıştıracağın takımdaki oyuncular kendi mesleklerinin en iyileri olabilir, ama sen de kendi mesleğinin en iyilerinden birisin, bunu her zaman hatırla, sakın geri adım atma ve inandığın şeyleri değiştirmeye kalkma.”

Bu öğüt birçoğumuz için geçerli, bir üst kategori veya daha iyi oyunculardan kurulu bir takımın karşısına geçtiğimizde doğal olarak hepimiz kendimizi biraz geri çekeriz, ancak önemli olan karşımızda ki oyuncular değil önemli olan bizim bilgi ve becerilerimizdir.

Mike, Dream Team’in antrenörü olduğu yılın hemen ertesinde verdiği bir seminerde, yıldız oyuncuları nasıl motive etiğini uzun uzun anlatıyor.

Yıllar önce dedesinin elinde bir bavulla yeni kıtaya adım attığında, torunun bir gün A.B.D milli takımının antrenörü olabileceğini aklına getirmesinin imkânsız olduğundan bahsederek, oyuncularının nereden nerelere geldiklerini sorgulamalarına ve bulundukları pozisyonun ne kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor.

MIKE KRZYEWSKI’DEN BAZI ÖĞÜTLER

Yeni senede takımınızda aynı oyuncular bile kalsa, bazı şeyler eskisi gibi gitmeyebilir, bu nedenle antrenörlükte bilgi derinliği çok önemlidir. Yazın yapılan seminerlere gitmek, kitap karıştırmak ve internette arayış içine girmek her zaman işinize yarar.

Her sene takımı hissetmek ve ona göre davranmak ve tabii ki ona göre çalışmak gerekir.

Sezon ortasında aynı tarz çalışmaları yapmaktan siz nasıl sıkılırsanız, oyuncular da sıkılır, bu nedenle zaman zaman drilleri hatta programın tümünü değiştirmelisiniz.

Oyunculara kural koymak yerine takımın uyması gereken standartları anlatın. Kural sert bir ifade sizin koyduğunuz ve başkalarının uyması gereken kanunlar gibi. Standartlar ise siz dâhil herkesin birlikte yaşayabilmesi için bir yaşam biçimidir.

Sezon başında, takım toplantıları öncesinde, yıldız oyuncular ile görüşün onların takıma sahip çıkmasını isteyin. Yaptığınız toplantılarda tecrübeli oyuncularınız, söz alsın ve gençlere yol göstermek için konuşma yapsın.

CEM AKDAĞ

 

Dört Amerikalı Antrenör

Paul Weasthead Paul Weasthead kimdir? Bu soruyu Sevgili Kaan Kural’a ya da Murat Kosova’ya sorsam, nerede doğduğundan başlayarak, bize bu Amerikalı koçun hayatını anlatırlar ancak bizim için Paul Weasthead in NBA de 1980 yılında Los Angeles Lakers takımını şampiyon yapan, daha sonra ise 2007 yılında Phoenix Mercury ile WNBA şampiyonluğunu kazanan, yani hem NBA hem de WNBA şampiyonluğu yaşayan tek antrenör olduğunu bilmek yeterli. Neredeyse, tüm basketbol dünyasının kuşkuyla yaklaştığı bir felsefeye sahip, ” Hücum, hücum, daha çabuk hücum.” .

Sanırım bu yazıyı okuyan bir çok kişi, haklı olarak “savunmaya önem vermeyen antrenör de olur muymuş? “ diyecektir. Evet Paul savunmaya önem vermeyen bir antrenör, hatta bu konuda çok hoşuma giden bir yazı okudum. Paul, Denver takımının başındayken, bazı kişiler hiç savunma yapmadığı için Denver takımına, “Enver” diyerek bu takımın Defansın “D” sini bile uygulamadığını espri haline getirmişler.

PAUL

Yıllar önce, (yanılmıyorsam Kuşadası da yapılan ilk uluslararası seminerdi,) henüz Amerika’dan yeni dönmüş olan sevgili Hakan Demir’in tercüme konusunda yardım ettiği koç, Paul Hewitt ‘in seminerde anlattığı oyun tarzı da oldukça şaşırtıcıydı ve açıkçası o yıllarda bana hiç inandırıcı gelmemişti. Paul Hewitt, Amerikan kolej liglerinde, 2000 ve 2001 de yılın koçu seçilmiş bir antrenör. Felsefesi ise oldukça farklı ”Kırk dakika baskı yaparım, kırk dakika hızlı hücum yaparım, oyuncum hata yapınca değiştirmem, onu sadece yorulunca çıkarırım” diyen bir koç.

MIKE

Ben bu konuda araştırmalarıma devam ederken Weasthead henüz WNBA takımı çalıştırmıyordu ancak o senelerde, yani 2003 yılı ile 2008 yılları arasında NBA da Phoenix takımını farklı bir sistemle oynatan Mike D’Antoni,herkesin hayranlığını kazanıyor ve NBA da yılın antrenörü unvanını alıyordu. Onun Felsefesi ise, 7 SOL olarak anılıyor. (Yedi saniye veya daha kısa süre) .Amaç en çabuk ve kısa yoldan basket atmak, yüzü dönük potaya gitmek ve mümkün olduğunca çok skor yapmaktı. NBA gibi bir ligde bu felsefeyi uygulaması ve bu sayede daha geldiği ilk yıl yılın koçu seçilmesi, artık benim için bu tarzın her yerde geçerli olduğunun en kesin kanıtıydı.

Ancak daha eskilere gittiğimizde, Golden State Warriors yıllarındaki NBA nın efsane antrenörü Don Nelson’nun kendi adı ile anılan sistemi “NELLİE BALL”da bu tarz basketbolun önemli örneklerinden biriydi. Gerçek bir pivot’a sahip olmadan, üç kısa oyuncu ile (Tim Hardaway,Mitch Richmond ve Chris Mullin.) aldığı başarılı sonuçlar ve bunun uzantısı olan Utah yılları belki de, Mike D’Antoni ‘nin ilham kaynağı olmuştu.

Düşünsenize, Amerikan profesyonel liginde (NBA) Amerikan Kolej liginde (NCAA), Bayanlar profesyonel liginde (WNBA)birbirine çok yakın tarzlar ve bu felsefe ile başarılı olunabiliyordu. Bu anlayışta başarılı olmanız için, ne bir yıldız oyuncuya, ne de müthiş bir pivota ihtiyacınız vardı?

CEM AKDAĞ