Krallıkla Yetindik/Ünal Özüak

Krallıkla yetindik

Buraya kadar herşey gerçekten çok mantıklıydı. Evimizde yapılan Dünya Basketbol Şampiyonası’na katılan kafaya oynayabilecek takımların hemen tamamı en kritik as oyuncularından, takımlarının beyinlerinden yoksun gelmişlerdi. Bizde üstelik Tanjevic‘li son altı senenin başarısızlıklarından bilenmiş, bütün zamanların en iyi takım kenetlenmesini gerçekleştirmiş, en akıllı basketbolunu oynayan, Dev Adam masalını destana çevirmeye ant içmiş takımına sahiptik.

Olması gerekeni yapıp son dörde kalırken çok da olumlu ve kararlı top oynadık. Buraya kadar dahi büyük başarıydı ama “bizi kesmez” diyerek turnuvadaki son Avrupa takımını, hem de en güçlüsü Sırbistan‘ı, yılların rövanşını alarak devirip gümüş madalyayı ‘Elde var bir’ diyerek çantaya koyarken kafaca turnuvayı da bitirdik aslında.

ABD ile buluşma öncesinde yüzde 43‘lük isabet oranıyla turnuvanın en iyi 3 sayı atan takımı olduğumuzu, alan savunması yapmanın ABD‘nin ilacı olduğunu ve fakat turnuvanın en hızlı hücum eden takımı ABD‘nin bu süratini koruması halinde Türkiye‘nin alan savunmasını oturtmasını engelleyebileceğini çok iyi biliyorduk.

32-42 yitirdiğimiz ilk yarı korkularım başımıza geldi. Pas kanallarını tıkadılar. Ritmi öyle yüksek tuttular ki alanı oturtamadan Durant‘dan sayı yağmuruna uğradık.
İkinci yarıda sistem tamamen aslına rücu etti ve ABD ile Avrupa Basketbolu sistem farkı ortaya iyice çıktı. Sistem göçtü.

Bunda, Devler’in 1.5 Milyon TL ödülle yetinip turnuvayı çoktan bitirmiş olması da önemli etki yaptı. Turnuvayı kafaca biz gümüşü aldığımızda bitirmişiz…

Hesabı ödemeden nereye patron?

ÜNAL ÖZÜAK
Hesabı ödemeden nereye patron?

Basketbolun maalesef on beş küsür yıllık patronu gene hesap ödemeden masadan sıvışmaya kalktı. Güreşe doyamamış mağlup pehlivan sendromu içerisindeki Aziz hamisi gündemi sanal doping skandalı ile meşgul ederek “Bundan sonra Tanjevic aleyhinde yazanlar karşılarında beni bulurlar” tehditleri savururken Demirel de malum vaatlerini mırıldandı… “2001 Avrupa Şampiyonası’nda ikinci olmuştuk. En büyük başarımız o oldu. Dünya şampiyonalarında ise en büyük başarımız 6.’lık oldu. Türkiye’deki organizasyonda bunun üstündeki her derece başarıdır…”

Belli ki gelecek yıla kadar çalkalayacak… 2010 yazında, babasının çiftliği olarak gördüğü kadrosuna, gıcık olduklarını almayan Tanjevic hocasıyla birlikte, yıl içinde kendisiyle iyi geçinen, paşa gönlünü okşayanlar, Serkan gibi elini öpmeye razı olanlardan KAPRİSLERİNİN TAKIMINI seçecek. Okur, Kaya, Ermal, Mirsad yüzde yüz olağan kesikler olarak tarihteki yerlerini alırken beyzade… Devleri turnuvada altıncı sıraya oturtup “Türkiye’yi gururla temsil ettik” “Olimpiyatlarda siz bu takımı görün” besleme medya goygoyları eşliğinde, sportif başarısız bir dönemi daha Federasyon Başkanı koltuğuna yapışarak kurtaracak.

İki adam ülke basketbolunun vitrini Milli Takım’ı Avrupa klasmanında tepeden aşağı yuvarladılar… Sayısını unuttuğumuz başarısızlıkları yaşattılar. Kimsenin umurunda değil. Bakın yediği hurmalar mabadını tırmalayınca eski tek seçici, Bogdan sever, İbrahim Kutluay bile “Takımı Hido mu kuruyor?” diye bağırmaya başladı. Evet ya… Bir zamanlar sen manipüle ediyordun. Şimdi Hido kuruyor takımı sevgili İbo. Seninle işleri bitince en olgun zamanında küme düşürttüler.

Son hezimetle katmerlenen hasarlarının bedelini ödetmeden bunları görevde tutanlar da suça ortak ve sorumludurlar. Ülkenin ikinci büyük takım sporuna bu denli umursamaz kalınamaz. Spor Bakanlığı ülkede sadece futbola mı bakar? Dünya Basketbol Şampiyonası’nda sportif başarı değil ‘ülkenin tanıtımı’ mıdır hedefimiz?

Basketbolumuz “Bursa kılıç kalkan ekibi” oldu da haberimiz mi yok?
Bir saniye… Pardon gene Tanjevic yazdım. Eyvah ödüm patladı. Şimdi Aziz bey karşıma geçer. Sonra ben ne yaparım? Bey kardeşim ben sana bir şey söyleyeyim mi? Gazeteci fırçalama seansında bir şeyi doğru söylemişsin;

“Herkes haddini bilecek”

Denizi görmeyen kendi sidiğini sel zanneder…
Ateş olsan cürümün kadar yer yakarsın…